Altına hücum döneminde en çok parayı altın bulanların değil, kürek satanların kazandığı söylenir.
Güzel hikâye. CSB > Cool Story Broo
Hatta biraz fazla güzel.
O kadar güzel ki girişimcilik dünyasında yıllardır dönüp duruyor:
“Herkes altın ararken sen kürek sat.”
Tamam da…
Ya herkes bunu duyup kürek satmaya başlarsa?
Galiba benim bu hikâyede asıl ilgimi çeken yer burası.
Çünkü bir süre sonra ortada altın arayanlardan çok, birbirine kürek satan insanların kaldığı garip bir ekonomi oluşuyor.
Ve bugün biraz oradayız sanki.
Bir dönem herkes e-ticaret yapmak istedi.
Sonra dropshipping.
Sonra kripto.
Sonra kişisel marka.
Şimdi yapay zekâ.
Her dönemin bir altını var. İnsanlar da doğal olarak oraya koşuyor.
Asıl ilginç olan ise altının etrafında oluşan kalabalık.
Biri ürünü yapıyor.
Biri ürünü satıyor.
Biri ürünü satana reklam satıyor.
Biri reklam yapana danışmanlık veriyor.
Bir başkası da bütün bunları nasıl yapacağını anlatıyor.
Bir noktada insan ister istemez soruyor:
Acaba hâlâ altın mı arıyoruz, yoksa birbirimize kürek mi satıyoruz?
Aslında “kürek” dediğimiz şeyin kürek olması gerekmiyor.
Bugün bir yazılım olabilir.
Bir API olabilir.
Bir danışmanlık hizmeti olabilir.
Bir otomasyon olabilir.
Bir reklam ajansı olabilir.
Bir eğitim olabilir.
Hatta bazen doğru zamanda verilen doğru bilgi bile kürek olabilir.
Çünkü kimse küreği kürek olduğu için satın almıyor.
Bir yere daha kolay ulaşabilmek için satın alıyor.
Bence metaforun güzel tarafı burada.
Kürek tek başına değerli değil.
Onu değerli yapan, birinin bir yere gitmeye çalışıyor olması.
Yani küreğin değeri kürekte değil, yolculukta.
Bugün insanların ne satın aldığına bakınca da bunu görmek mümkün.
Birisi “kişisel marka” satın alıyor.
Aslında görünür olmak istiyor.
Başka biri “AI eğitimi” satın alıyor.
Belki AI öğrenmekten çok işini kaybetmekten korkuyor.
Bir başkası reklam hizmeti alıyor.
Aslında reklam istemiyor.
Daha fazla müşteri istiyor.
İnsanların söylediği şeyle gerçekten istediği şey arasında bazen küçük bir mesafe oluyor.
Bana kalırsa pazarlamanın en ilginç tarafı da tam olarak o mesafede başlıyor.
İnsanlar çoğu zaman ürünü değil, ürünün onları götüreceği yeri satın alıyor.
Fakat kürek ekonomisinin biraz komik, biraz da karanlık tarafı var.
Kürekler çoğaldıkça onları satanlar da çoğalıyor.
Herkes girişimciye danışmanlık veriyor.
Herkes içerik üreticisine içerik öğretiyor.
Herkes yapay zekâ ile iş kurmayı anlatıyor.
Bir süre sonra ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
Kürek satanlara kürek satanlar.
Bunun nereye kadar gideceğini bilmiyorum.
Ama bazen modern ekonominin büyük kısmı, insanların bir şey yapmasından çok bir şey yapmaya hazırlanması üzerine kurulmuş gibi geliyor.
Hep hazırlanıyoruz.
Biraz daha öğrenelim.
Biraz daha geliştirelim.
Biraz daha görünür olalım.
Biraz daha doğru aracı bulalım.
Sonra başlayacağız.
Belki de başlamadan önce çok fazla kürek satın alıyoruz.
Yine de “kürek satmak” fikrini tamamen çöpe atamıyorum.
Çünkü herkesin madenci olması gerekmiyor.
Herkes sahneye çıkmak zorunda değil.
Herkes kendi markasının CEO’su olmak zorunda da değil.
Birinin satışını kolaylaştırmak da iş.
Birinin operasyonunu çözmek de.
Birinin zamanını kurtarmak da.
Birinin kafasındaki şeyi gerçeğe dönüştürmek de.
Hatta bazen en iyi iş, kimsenin alkışlamadığı ama herkesin ihtiyaç duyduğu iştir.
Her hikâyenin kahramanı olmak zorunda değiliz. Bazen iyi bir yan karakter olmak yeterince değerlidir.
Bence bugünün kürekleri de tam burada ortaya çıkıyor.
İnsanların nereye gittiğine bakmak kolay.
Herkes yapay zekâya gidiyorsa yapay zekâ.
Herkes e-ticarete gidiyorsa e-ticaret.
Herkes içerik üretiyorsa içerik.
Daha zor olan şu:
İnsanlar neden oraya gidiyor?
Çünkü fırsat çoğu zaman kalabalığın içinde değil, kalabalığın yarattığı ihtiyaçta saklanıyor.
Herkes içerik üretiyorsa belki içerik üretmek değil, içerik üretirken kaybedilen zamanı çözmek fırsattır.
Herkes e-ticaret yapıyorsa belki yeni bir mağaza açmak değil, o mağazaların yaşadığı ortak problemi çözmek daha anlamlıdır.
Herkes AI konuşuyorsa belki bir AI şirketi kurmak değil, AI kullanan şirketlerin başına gelecek yeni problemleri görmek daha ilginçtir.
Kalabalığın peşinden gitmek başka, kalabalığın neye ihtiyacı olduğunu görmek başka.
O yüzden “Herkes altın ararken kürek sat” cümlesini biraz değiştirmek istiyorum.
Herkes altın arıyor diye kürek satmak zorunda değiliz.
Hatta herkes kürek satıyorsa, belki başka bir şey yapmak gerekir.
Küreği taşıyan arabayı.
Madencinin yemeğini.
Madenin muhasebesini.
Ya da hiçbirini.
Belki gidip altını aramak.
Belki de kenarda durup herkesin neden aynı yere koştuğunu anlamaya çalışmak.
Çünkü bazen fırsat, insanların ne yaptığında değil,
neden yaptığında saklı.
Sanırım benim kürek ekonomisinden anladığım şey biraz bu.
Herkesin baktığı yere bakıp aynı şeyi görmek değil.
Herkesin baktığı şeye neden baktığını merak etmek.
Gerisi biraz satış.
Biraz pazarlama.
Biraz zamanlama.
Biraz da şans.
Ama en çok merak.
Çünkü neyin peşinden koşulduğunu anlamadan iyi bir kürek yapmak da pek mümkün değil.
Hem zaten…
Altın bulmak güzel şey.
Ama bazen bütün gün altın arayıp eli boş dönmektense, sabah madencinin eline iyi bir kürek vermek daha akıllıca olabilir.
Ya da olmayabilir.
Bilmiyorum.
Ben sadece son zamanlarda etrafa bakınca, kürek satanların da birbirine kürek sattığını görüyorum.
Biraz komik.
Biraz düşündürücü.
Belki de bizim yeni altına hücumumuz tam olarak bu.
