Bazı insanlar vardır, odada en çok konuşan onlar değildir ama bir şeyler yolunda gitmiyorsa ilk bakılan yer hep onların olduğu noktadır. Çünkü ortada bir düzen varsa, biri onu sessizce ayakta tutuyordur.
“Siz gözükmeyin, elleriniz gözüksün” cümlesi tam olarak bunu anlatır. Geri çekilmeyi, sahneyi başkasına bırakmayı değil; işi öne koymayı.
Bugün birçok yerde görünürlük, yetkinliğin önüne geçmiş durumda. Konuşan daha bilgili, anlatan daha yönetici, öne çıkan daha etkili sanılıyor. Oysa işler genelde başka türlü yürür. İşler, kimin ne kadar konuştuğundan çok, kimin neyi aksatmadan taşıdığıyla ilerler.
İyi yönetici kendini merkeze koymaz. Süreci koyar. İnsanları koyar. Akışı koyar. Adı çok geçmez ama bir gün ortadan çekildiğinde herkes fark eder: “Bir şey eksik.”
Çünkü bazı pozisyonlar alkışla değil, aksamayan rutinlerle anlaşılır.
Ellerin gözükmesi, yapılan işin net olmasıdır.Toplantıdan çıkan kararların hayata geçmesi, kriz anında ses yükselmeden çözüm bulunması, herkesin ne yapacağını bilmesi… Bunlar yüzle anlatılmaz. Bunlar olur.
Gürültülü liderlik genelde güven arar. Sessiz liderlik güven verir. Birincisi kendini ispat etmeye çalışır, ikincisi sistemi çalışır halde bırakır.
Yönetimde olgunluk biraz da şudur:Her başarıda öne çıkmamak, her sorunda suçlu aramamak, her detayda imza atma ihtiyacı hissetmemek.
Çünkü gerçekten iyi işleyen yapılar, kimin yönettiğini sürekli hatırlatmaz.Ama bir gün o kişi çekildiğinde, herkes aynı şeyi söyler:“Eskiden daha düzenliydi.”
Belki de mesele görünmemek değil. Gereksiz yere görünmemek.
Elleriniz iş yapıyorsa, yüzünüzün kadrajda olmasına gerek kalmaz.İş konuşur. Sistem konuşur. Sonuç konuşur.
Gerisi sessizliğin konforudur.
